Eş mi? Bence Kalın 1…


        Günümüzde eskiyen tabirlere azalan ilgiden iyice yakınmaya başladım. Bunu söylerken geçmişte yaşayalım, çağa ayak uydurmayalım demiyorum. Tam aksine geçmişte bıraktığımız güzellikleri geleceğe de taşıyarak güzel bir köprü kuralım istiyorum. Bu konuda uzun uzadıya konuşulur ama ben lafı dolandırmak istemiyorum. Karı-Koca tabirinden bahsetmek istiyorum. Sosyal medyada, internette, arkadaşınızın Whatsapp durumunda ya da diğer herhangi bir platformda “Neden Erkeğe Koca, Kadına Karı Denir” ile ilgili yazı/yazılar okumuşsunuzdur.

        Önce karı ve kocanın bir araya getirdiği aile kavramından benim bakış açımla bahsetmek istiyorum. Dünyadaki en kutsal kavramları saymak istesek “aile” kavramı sanırım ilk 10, hatta ilk 5 arasında olur. Buna kimsenin itirazı olmaz herhalde. İki insan elindeki en kıymetli varlıklarını, hayatlarını, birleştirip bu kutsal müessese meydana geliyor. Böylesine kutsal bir oluşumun taraflarının da sadece “eş” olarak tanımlanması işin açığı pek de içime sinmedi. Bu yüzden, öncelikle eş sözcüğünün anlamına baktım. Türk Dil Kurumunda “Birbirinin aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biri, benzeri” şeklinde tanımlanmış ilk olarak. Sonrasında ikinci anlam olarak “Karı kocadan her biri, hayat arkadaşı, refik, refika” olarak tanımlamış eş kavramını. Türk Dil Kurumunun sözlüğünde bile bu kutsal oluşumun katılımcıları eş olarak ikinci sırada tanımlanmış. Haliyle bu eş kavramı içten içe canımı sıkmaya devam ediyor. Böylesine değerli iki kavramı tabiri caize baştan savma nitelendiriyoruz. Dünyanın İngilizce konusunda en saygın sözlüklerinden biri olan Cambridge Dictionary’de de (Cambridge Sözlüğü) durum aynı. Muhtemelen diğer dillerde de farklılık yoktur.

        Daha sonrasında okuduğum yazılardan, araştırdığım konulardan eş kavramıyla; evliliğin taraflarının kastedildiğini, birbiri için yaratılmış insanları ifade ettiğini, romantizmin var olması için gerekli iki unsurun dile getirilmek istendiği vs., vs., vs… Tatminkar olmayan, samimiyetsiz ifadeler…

        Peki kutsal ailemizi oluşturduğumuz o insana neden eşim diyoruz ki? Eş olmak sanki tek olmayı ifade ediyor. Yarım yarım bir bütün olmaktansa bir, bir iki etsek daha güçlü olmaz mıydık? Sanırım oluruz.

        İnsanın ve insan olmamızın en temel özelliği aslında hepimizin birbirinden farklı olması, farklı karakteristik özelliklere sahip olmamız, doğuştan özgür olma hissiyle doğmuş olmamız ve sayamadığım bir sürü tekil birey olma dürtüleriyle donatılmış olmamız… Yani aslında hepimiz eşsiz yaratılmış ve eşsiz özelliklerle donatılmışız. Haliyle bir insanın eşi olması fikri de ister istemez aklıma yatmadı.

        İrade mekanizması, ahlaki değerleri ve düşünme yetisiyle diğer canlılardan ve cansız varlıklardan farklı olarak, hatta daha üstün olarak, her biri ayrı mükemmellikte ve özellikte yaratılmış insanın eşi olmamalıydı. Bir ayakkabının, bir zarın, bir saatin ya da bir ikizkenar üçgenin eş kenarlarının eşi olabilirdi, ama bir insanın olmamalı…

        Bu yüzden biraz geri gitmeye karar verdim. Günümüzde belki de bilerek ötekileştirilmiş iki kavrama rastladım. Aslında rastlamak kelimesi pek düşündüklerimi ifade etmiyor, çünkü zaten burnumuzun dibinde olan iki kavram: Karı ve Koca.

        Şöyle bir göz atınca insanın aklına gelen ilk düşünceler ne kadar kaba geliyor bu iki kavramla alakalı. Eğitim seviyesinin düşük olduğunu düşündüğümüz, ya da çağdaş olduğuna inanmadığımız, geçmişte yaşamaya alışmış insanların ağızlarına yakışmış iki kelime gibi sanki. Kulağımıza aşina olmuş iki cümleyle birlikte yaşayalım bu kabalığı: “Karı, benim terlikleri getir!” ya da “Sen de koca mısın?…” Hep kulağımızda nahoş izler bırakmış bu iki kelime. Eskitilmiş, yıpratılmış… Belki de bu yüzden eşim demeyi tercih ediyoruz. Oysa bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi ne güzel iki anlamı varmış. Çok zahmet etmemize gerek yok. Ufak bir araştırmayla hemen çıkıveriyor karşımıza:

        Koca, bilge demekmiş, yüce demek. Koca demek, dağ demekmiş. Kısacası bilgelik dağı demek… Bilgili, heybetli, dağ gibi sağlam duran kocalar… Karı, derken de tabii ki koca dağın karı kastedilirmiş. Dağ ne kadar büyük ne kadar yüce olursa olsun başında karı yoksa heybetli olmaz, eksik kalırmış. Ne kadar tamamlayıcı iki tabir.

        Karın dağın zirvesinde olması kadına bir erkeğin ne kadar değer vermesi gerektiğini, kadının asıl yerinin erkeğin başının üzeri olduğunu ne de güzel haykırıyor bu iki kelime. Günümüzde kadına olan saygının azalıp, şiddetin arttığı bu ters orantı durumunda aslında erkeğin nasıl davranması gerektiğini dörder harfli bu iki kelime gözümüze sokarcasına anlatmıyor mu? Koca dağın karı derken kadının erkeğin bir parçası olduğu değil, birlikte ne kadar güçlü olduklarını anlıyorum. Kadınınsa bir kara benzemesi gerektiğini, onun gibi saf, temiz, pak olmasını… Aydınlığı, masumiyeti, saflığı temsil ediyor kar. Hatta bazı kaynaklarda temiz bir başlangıç anlamına da geliyor. Yani “Yuvayı kuran dişi kuşun”, evliliğin tertemiz bir başlangıç olmasındaki yegane güzellik olduğunu tasvir ediyor kar. Kadının ne kadar hassas olduğunu da….

        Farklı bir pencereden de, benzeme diyor haykırarak bu ayrım. Sen başkasın ben başkayım diyor. Bugünkü kadın-erkek ilişkilerinin temel sorunu da bu değil mi? Ya karşımızdakini kendimize benzetmeye çalışıp o eşsiz güzelliği solduruyoruz, ya da sorunlar ortadan kalksın diye ona benzemeye çalışıp da  siliniyoruz daha büyük sorunlara yelken açarak… İki seçenekten biri olmayı istemediğimizde de, sancılı ayrılıkların ardından bir savaş yarası daha alarak yeni savaşlarda bile bile yara almak üzere yolumuza devam etmeye çalışıyoruz. En mutlu olmamız gerektiği anda mutsuz oluveriyoruz.

        Eşiniz olmasın, bırakın siz eşsiz kalın. Karı ya da Koca olun. Mükemmel aile olmak için elinizden geleni yapın, kendinizden vazgeçin demiyorum. Zaten mükemmel yaratılmışız, akışına bırakın, gerisi zaten gelecektir. Sadece gözümüzü açıp koca dağımıza saygıyla bakalım ya da koca dağı heybetli yapabilecek tek varlığı başımızın üstünde, elimizin üstünde, kalbinizin içinde, en değerli neyimiz varsa onun üstünde tutalım. Koca dağ karını ne kadar değerli tutarsa dağın karı da dağı o kadar yüceltecektir. Yücelen dağ heybetli olacak, heybeti ne kadar büyük olursa dağın, tepesindeki kar da o kadar asil duracaktır. Asil olan dağın karı da dağ için o kadar değerli olacaktır. Belki de en muhteşem döngü ortaya çıkacaktır. 

        Duygusal anlamda sahiplenmek isterseniz de sahiplenin… Sizin karınız, ya da sizin kocanız olsun.  Siz de bu eşsiz güzelliğe ve bilgeliğe sahip eşsiz bireyler olun. Çünkü sahip olduğunuz dağdan da kardan da evrende bir eşi benzeri olmadı ve olmayacak. Mutlu olmanın şifresi, bu görünüşte küçük ama anlamca çok büyük iki kelimeye gizlenivermiş.

        Kendimize bir tane daha kendimiz gerekmiyor, hatta kendimize katlanamayız belki de. Bize farklı bir renk lazım. Eğer dağ isek kar lazım, kar isek dağ… Evlilik iki olmak demek. Bir ve bir. Küçükken işaret parmağımızla orta parmağımızı sıkı sıkıya birleştirip “Bu kaç” diye sorardık. “İki” cevabını aldığımızda ise “Hayır, kalın bir” der, sevinirdik. İşte tam da öyle olmak gerek. Bir ve bir iki edip, “KALIN BİR” olmak… Karı ve Koca… “Kalın Bir”i oluşturan o eşsiz “bir”ler olabilmemiz temennisiyle…

Ahmet T. YILMAZ

Eğitmen, Gezgin, Duygusal, Grafiker, Beşeriyetçi, Araştırmacı, Seyahat Düşkünü, WEB Tasarımcı, Doğa Aşığı, Minimalist, Fotoğraf Tutkunu, e-ticaret girişimcisi, Gerçekçi, İşaret Dili Meraklısı, Teknoloji Takipçisi, Sosyal Medya Bilirkişisi, Emlak Danışmanı, İlkyardımcı... Trainer, Traveller, Emotional, Graphic Designer, Humanist, Researcher, Travel Freak, WEB Designer, Nature Lover, Minimalist, Photographer, e-commerce entrepreneur, Realist, Sign Language Translator, Technology Follower, Social Media Expert Witness, Real Estate Consultant, First-Aider ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir